Sokak Lambası*

Akşamın yeni yeni olmaya başladığı bir zaman diliminde, kettle’a su koyup kaynatma düğmesine bastı Yusuf. Alkol alıyordu; ama kettle’a neden su koyup kaynattığı konusunda en ufak bir fikri yoktu. Yaşanmamışlıklara küfredilen bir geceye daha girdiğinin farkındaydı ama. Belki de hayatında tek farkında olduğu olaydı. Olaylardan olgulardan oluşan beynine sesleniyordu biraz uzaktan da olsa. İçiyordu, küfrediyordu. Küfredince daha çok içmek istiyordu. Kısır döngüye hapsolmuş gibiydi; ama bundan kurtulmak için en ufak bir çaba göstermiyordu.

Bir yılbaşı, yaş günü ya da yas günü akşamıydı. Tam hatırlamıyor, bir yıl dönümü olduğu kesin. Kettle’daki su kaynadı. İçindeki suyu etrafa sıçrata sıçrata kaynadı. En uzağa hangi damla düştü bilinmez; ama Yusuf kettle’daki suyu unuttu. “Gene unuttu, çok sinir bozucu.” derken kettle, sinirlice düğmesini yukarı çekti. Yusuf’un ruhu bile duymadı. Bir başka evde ise Eylül yeni tanıştığı adama bakıyordu. Adam güzel konuşuyordu. Ruhuna dokunuyordu insanın. Bunu hoş buluyordu Eylül. Bir şeyler eksikti, hissediyordu bunu. Yalnızdı, 23 yaşındaydı ve kayıptı. Kendini kayıp hissediyordu tüm yaşıtları gibi. İlerde bir gün bugünü hatırlayıp sarılacaktı bir başka adama. Unutmak isteyecekti, unutamayacağını bile bile. İçkisinden bir yudum daha aldı. Bugün yolda bir adam gördüğünü anlattı karşısındaki adama. Büyük bir hata olduğunu biliyordu, bir erkeğe başka bir erkeği hayranlıkla anlatmanın. Adam pür dikkat dinliyordu, şaşırdı Eylül olamazdı, olmamalıydı. Tepki vermeliydi; ama adam tepki vermeden sorular soruyordu. Canı sıkıldı Eylül’ün. Hoparlörden PJ Harvey’nin kadife sesi, yavaş yavaş yükseldi… Duman yükseldi… Eylül yükseldi… Yusuf’un suyu çoktan ısındı…

Eylül ayağa kalkıp kendinden emin adımlarla adama yürüdü. Yusuf iç cebinden bir sigara çekti. Eylül şimdi dans ediyor, karşısındaki adam kilitlenmiş vaziyette Eylül’e bakıyor. Yusuf hayata küfrederken adam hayran kalıyor Eylül’e. Haddinden uzun süre sonra içinden küfrediyor Eylül’ün yolda gördüğü adama. Yusuf içkisini dipliyor, çoktan çakırkeyif… Eylül bir ateş parçası gibi, kıvrılıyor. Dik duruyor, karşısında kim olsa Eylül’ü ister, bunu biliyor… Eylül bir mücevher gibi parıldıyor… Adam Eylül’e sarılmak istiyor, kımıldayamıyor. Yusuf’un sigarası çoktan bitti. Şarkı giderek daha melankolik bir hâl alıyor. Farklı ortamlarda, farklı adamlar aslında aynı kadını düşünüyor. Ve bunu, ikisinin de bildiğini bilerek yapıyorlar. Acı gelip oturuyor başköşesine Yusuf’un; ama ne acı. Masa lambası bile üzülüyor durumuna. Acı piç gibi kalmış Yusuf’a geliyor bir tek başka kimse yok gibi. Eylül’ün henüz acıdan haberi bile yok. Yusuf, mahallenin ketum delikanlısı… Yusuf, bugün yolda Eylül’ün kendisini gördüğünü bilmiyor. Eylül, gördüğünün Yusuf olduğunu bilmiyor. Eylül, yalnız ve güzel bir sokak lambası…

Yağmur cama vurdukça Eylül adama daha çok yaklaşıyor. Ellerini adamın saçında gezdiriyor. Öpmek için eğiliyor Eylül. Yusuf kahroluyor. Kapısı çalıyor, acı biraz tedirgin oluyor. Acı yalnız adamları sever. Gelen Sinan, Yusuf’a sarılıyor sessizce.
“Konuşmayalım şimdi. Yarın sabah gidiyorsun buradan ben her şeyi hallettim.”
“Nereye?”
“Nereye istersen. Filistin, Fransa, İsviçre?”
“Niksar’a gitmek istiyorum.”
Tabancasını yokladı, yoldan devriye geçerken.  Eylül bambaşka bir tabancayla ilgileniyordu. Yusuf düşünmek istemedi. Sinan’la karşılıklı sigara yaktılar. Sinan, yağız delikanlı. İki ay sonra öleceğinden habersiz… Yusuf’a bir daha sarılamayacağından habersiz… Yusuf ise, bu gece yaşayacaklarından habersiz… Sarılıp ağladılar. Sinan gidince, Yusuf bir hışımla ceketini alıp dışarıya çıktı. Şehrin sokaklarını son bir kez tavaf etti…

Eylül yüzüne yediği tokatla sarsıldı. Adam sinirli, Eylül adamın neye sinirli olduğunu bilmiyor. Titriyor korkudan, elinden gelen bir şey yok. Ağlamaya başlıyor. Eylül, bir güvercin ölüsü gibi acıklı… Eylül evden çıkıyor, sokakları arşınlıyor. Bir sokak lambasının altına gelince durup bekliyor. Yaşadıklarını düşünüyor, kaç erkeğin altına yattı, kaç kişinin gecesini mutlu etti bilmiyor. Yusuf, elleri ceplerinde köşeyi dönüyor. Eylül’le göz göze geliyorlar. Yusuf’un içinde bir şeyler çalkalanıyor.
“Birkaç gün daha kalabilsem şu şehirde keşke…”
Eylül hatırlıyor:
“Hayallerle gerçek arasında kaldım. Beni de ancak hayallerle gerçek arasındaki bir adam mutlu eder.”

Kısa bir an, sadece kısa bir an zaman duruyor. Ok hedefine saplanıyor; ama hedef narin, hedef meteliksiz. Delip geçici bir acı ve kaygı duyuyor ikisi birden. Sokak lambası bile bu anı hissediyor. Tepesine konan yağmur damlasına şefkatle fısıldıyor:
“Âşık olacaklar…”
Oluyorlar da. Sokak lambası yanılmaz çünkü. Hayatında hiç yanılmamış. Gerçek bir tanrıdır sokak lambası. Ama o bile olacakların önüne geçemezdi. Yusuf’un elinde bir elma olsa, o anı elmaya kazımak istediğini düşünüyor. Eylül, ateş parçası, Yusuf’un yüreğini delip geçen bakışlar atıyor. Ama ne fayda, her ikisi de kardelen olsa. Şartlar hercai menekşe. Şartların anası ağlamış.

Yusuf durduramıyor zamanı. Eylül lambanın dibine çöküp ağlıyor. Eve gitmek istemiyor her ikisi de. Yusuf, elleri ceplerinde gidiyor. Geri dönmek çok sonra aklına geliyor. Koşarak geri dönüyor lambaya. Ateş parçası çoktan sönmüş, geriye kalan bir parça is. Burukça gülümseyip mırıldanıyor Yusuf:

“Hep sonradan gelir zaten aklım başıma.”

Sabah oluyor, Yusuf arabaya binip Niksar’a gidecek. Niksar’da saklandığı bir gece onu bulup öldürecekler. Yusuf bir kahraman… Herkes bilecek bunu. Âşık olduğunu bilmeyecekler. Onu sadece fikirleriyle hatırlayacaklar. Kimse nasıl şarap içerdi diye düşünmeyecek. Sinan’ın ölüm haberini alamadan ölecek Yusuf. Eylül aklına gelince bir sigara yakacak o dönem içerisinde. Ve Yusuf’u öldüreni kimse bilemeyecek.

Eylül’ü üç sabah sonra bulacaklar. Gazetelerde Yusuf’un ölüm haberinin yanında küçücük bir karede verecekler ölüm haberini. Üçüncü sayfayı bile layık görmeyecekler. Eylül, yürekte harlanmayı bekleyen kor…

Sokak lambası, hâlâ yerinde duracak. Ama kaç tane âşık görürse görsün o iki genci unutamayacak. Yıllar sonra altından geçen 20 yaşındaki adama bakıp ona Yusuf’la Eylül’ü anlatacak.

Aralık 2013

*: YM Dergi’nin 6. sayısında yayınlanmış öyküm

Advertisements
This entry was posted in yazılama. Bookmark the permalink.

Yapıştır!

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s